Teslimiyetin En Güzel Halleri

Teslimiyetin En Güzel Halleri

Yalnızsın, hafifçe çiselenen yağmurun altında, usul usul sağa sola savrulan bir ağaca bakıp düşünüyorsun. ”Acaba?” diyorsun. ”Nasıl bir şeydir ağaç olmak?”

Düşün ki ağaçsın. Yılların, yağmurların, mevsimlerin büyüttüğü bir ağaç. Yağmur damlaları yapraklarına düşüyor gökyüzünden ve mutlusun. Hafifçe esen rüzgarla dalgalanan dallara ve aç olduğun yağmura kavuşmuş olmanın verdiği mutluluğa sahipsin.

Ağaçsın ve yağmur yağıyor. Maviliğini, senin yaşaman için feda eden bu gökyüzüne ulaşmak istiyorsun. Seni köklerine kadar acıtan fırtınalara karşı direniyorsun ve toprak senin için sızan yağmurun sularını biriktiriyor. Mevsimlerin yatağı olmuş gökyüzünü seviyorsun. Toprağın sakladığı yağmur sularını yavaş yavaş köklerinde hissetmeye başlıyorsun. Bütün yaprakların, sanki rüzgarın kolları arasında kıpır kıpır bir dansa bırakıyorlar kendilerini. Gövdenin boşlukları arasından usulca sızan rüzgarı hissediyorsun. Rüzgar, huzuru bir ney gibi üflüyor yer ile sema arasına.

Ağaçsın ve yağmur yağıyor…

Yapraklarına çarpan katreler yağan rahmet karşısında hafif başlarını eğiyor. Onları dallarınla sarmalamak istiyorsun. Endişen yok çünkü dört bir yanını saran bu rahmetle birlikte güneş açtığı vakit, tüm hücrelerinin başlarının dik ve huzurlu olacağını biliyorsun. Ağaçsın ve Rahman’a teslimiyetin en güzel halisin.

Toprak, tüm damlaları saklamak üzere kollarını açmış bekliyor adeta. Bir anne gibi evlatları için suyu saklıyor içinde. Yeri geliyor eziliyor ayaklar altında ama her an secde halinde, bir teslimiyet ki toprakta, hayran olunası.

Sonra diyorsun ki kendine toprak olmak nasıl bir şeydir? Düşün ki topraksın.

Topraksın ve yeryüzünün tesettürüsün. İçinde nice cevherler var, nice sabır taşları, nice sular, nice hayatlar ve ölümler saklı. Öyle bir örtüsün ki hayatla ölüm bir arada. Suskunsun ve bu dünyada susanları saklarsın. İnsan bir gün kavuştuğunda toprağa, teslim olduğunda Rahman’a. İşte hakiki hakikati göreceğimiz yersin. 

Topraksın. Bir ananın gözyaşını da saklarsın. Bir ağacın köklerini de…Ağaçların, çiçeklerin, böceklerin, mantarların ve bir sürü canlının yatağısın. Geldiğimiz ve gideceğimizsin. Su bereketin kaynağıysa sen onu yeşerten ev sahibisin. Ne güzel karşılıyor ve sarıp saklıyorsun. Elinde avucunda ne varsa çiçeğe, böceğe, ağaca, insana veriyorsun, esirgemeden. Rahman’a teslimiyetin en güzel halisin sen.

Orada öylece oturuyor ve bir insan olarak kendini ağacın ve toprağın yerine koyuyorsun. Onların hallerini anlamaya çalışırken nice fark etmediklerini fark ediyorsun. Bir sır var diyorsun burada bu dünyada. Öyleki cansız dediğimiz toprağın bile bir can suyu var o sırrın ardında. Öylece geçen tefekkür dakikalarının sonunda yine hep aynı şeye varıyor, aynı şeyi söylüyorsun:

Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahi’l Azim.

Allâh’ı hamd ile yani her türlü övgüyü kendisine ait kılarak ve her türlü kemâlatın da kendisine ait olduğunu kabul ederek tesbih ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir