O Geliyor

O Geliyor


Geliyor…
Henüz çeyrek asır yaşamış biri için bilmem doğru mu bu söylemim ama hiç olmadığı kadar mahsun
geliyor…
Şöyle boyumuzdan uzun etekleri kıvırıp, yazmamızı dolayıp babannemizin peşinden tıklım tıklım
camiye teravih namazına gittiğimiz, pide kuyruğunda bekleyip en sıcağını hızla eve ulaştırmanın
verdiği haklı gururu yaşayıp misafirlerimize o sıcacık pideyle iftar ettirdiğimiz, meclislerde, camilerde
hafızların etrafını hilalle sarıp mukabelede bulunduğumuz, gece sahur sahur ailemizi uyandırıp en
güzel patates kızartmasını yaptığımız, hoş sohbet oruca niyetlendiğimiz, fitresiyle, zekatıyla, kadir
gecesiyle, bayram coşkusuyla o geliyor…
Ramazan-ı şerif ayı…
On bir ayın sultanı, Şehrü’s sıyam (oruç ayı), Şehru’l kıyam (diriliş ayı), Şehrü’s sabır, Şehrü’l muvasat
(iyi geçinme ve bölüşme ayı), Şehrü’l Hayr, Şehrü’l berake(bereket ayı), Şehrü’l umme (Ümmetin ayı),
Şehrü’l Kuran ve Şehrü’n Necat(Kurtuluş ayı)…
O geliyor, mahsun, sessiz ama her zamanki düsturuyla “Ey iman edenler, Oruç sizden önce gelip
geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” (Bakara2/183)
ayetiyle günahlardan koruma ve takvaya ulaştırmak için vesile olmaya geliyor.
Bilmem nasıl olacak, bazılarımızın ilk yalnız iftarı, sahuru, teravihi, mukabelesi? “Sabır Ayı” oluşunun
hakkını bu Ramazan ayında daha derin hissedeceğiz belki… İbadete sabır, günahlara sabır, virüse
sabır, yalnızlığa sabır…
Belki de bunu itikaf fırsatı bileceğiz, ertelediğimiz o iç yolculuğu yaşamaya manevi hazzı duymaya,
ibadetlerimize yoğunlaşmaya, onları meleke haline getirmeye, rızayı ilahiyeyi kazanmaya bir vesile
kılacağız bu Ramazanı Şerif Ayını. Oruca niyetlenirken ettiğimiz o niyeti belki bu Ramazanı Şerifte
birçok şey için edeceğiz: “Allahım bunu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur”
Allah rızası için oruca niyetlenip, Allah rızası için evimizde kalacağız veya Allah rızası için işe gidip Allah
rızası için çalışacağız, Alllah rızası için yemek yapıp yine ibadete kuvvet için yiyeceğiz, Allah rızası için
vereceğiz, infak edeceğiz, verdiği nimetlere şimdi çok daha iyi anladığımız o nimetlere şükredeceğiz
ve O’ndan yine O’na sığınıp ona iltica edeceğiz.
Mahsun ama her zamanki bereketiyle başı rahmet, ortası mağfiret ve inşallah sonu cehennemden
kurtuluş olan o ay, ümmetin ayı geliyor… “Ramazan gelip geçtiği halde günahlarını affettirememiş
olan kişinin burnu yerde sürtülsün” hadisi şerifindeki netlikle geliyor. Oruç oruç, sahur sahur, teravih
teravih, teheccüd teheccüd, mukabele mukabele Ümmeti Muhammede kendini affettirme fırsatı
olmaya geliyor.
Belki iftarlarımızda misafir ağırlayamayacağız, belki teravih sonrası gümbür gümbür camilerde tekbir
getiremeyeceğiz, belki meclislerde toplaşıp mukabele okuyamayacağız ama bu niyetle evimizde Allah
rızası için evde kalarak geçireceğimiz bir Ramazanı Şerif… Nimete şükrü daha iyi kavrayacağımız, belki
sahur ve iftar sohbetlerimize sanal ortamdan devam edeceğimiz, mukabelemizi internetten
dinleyeceğimiz, teravihimizi evimizde eda edeceğimiz, bolca infak edeceğimiz ve Ümmeti
Muhammede duayı hiç eksik etmeyeceğimiz bir Ramazanı Şerif…
Mescidi Aksa cemaatinden olmak ümidinde iken Mescidi Haram ve Mescidi Nebevinin boş kaldığı,
Cuma namazının kılınamadığı, sohbetlerin, meclislerin kurulamadığı şu günlerde bizi tekrar diriltmek
ve manevi yolculuğumuzu pekiştirmek, nefsimizi terbiye etmek için geliyor Kıyam ayı… “Beş şey
gelmeden beş şeyin kıymetini biliniz.” Hadisindeki boş vaktin kıymetini bildirmek için geliyor… vakit
olsa bunu yapardım dediğimiz şeylerin imtihanı olarak, bakalım yapacak mıyız diye geliyor…
O geliyor…
Ramazanı Şerif Ayı…
Hoş geliyor, hoş bulur inşallah…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir