İtiraf etmeliyim ben de utanıyorum

İtiraf etmeliyim ben de utanıyorum

Zamana, insanlığa ve iyiliğe yenik düşmeyen zulmün hikayesini tekrar dinliyoruz.

Mekan farklılaşıyor, ulaşabildiğince dört bir yana uzanmaya çalışıyor; gün geçtikçe kendini değiştirip farklı bir şekilde etki ediyor. Sesini kısmadan, susmadan üstelik susturarak, saptırarak anlatmaya devam ediyor. Evet, o hiç yılmıyor.

Biz zulmü farklı maskelerle görsek de altında yatan ruhu birdir, hiç şaşmaz. Tipik bir karakteri vardır. Güçlüdür. Hangi çağda olursa olsun, insanları farklı noktalardan cezbedenlerle bir dostluğu vardır. Kurduğu diktatörlüğe karşı çıkmaya yeltenenlere korku salar.  Usul de bilmez, ahlaksızdır. Bildiğimiz ne kadar çirkin şey varsa üstüne yapışır.

Herkese de bulaşmaz zulüm kendince bir kıstası vardır.

Zulmün uğraştığı ve ona direnen insanlara dönüp bakınca bambaşka bir güzellik görüyorum. Yaş fark etmeksizin bizlerde sıkışmış kavramları kimlik olarak taşıyorlar. Güzelleme yapmıyorum, abartmıyorum da. Evlerini, yurtlarını kaybediyorlar “her halimize hamdolsun” diyerek tevekkülü yaşıyorlar. Füze yağarken tepelerinden korkmadan dimdik devam ediyorlar, cesareti öğretiyorlar. Kaçıp gitmiyor, mücadele ediyorlar. Çocukların bambaşka bir hali var. Sanki naz, mızmızlık gibi kelimelerle hiç tanışmamışlar.

Mübarek Ramazan ayımızı bayrama bağlayan günlerde yine kardeşlerimizin çığlıklarını duyuyoruz. Duymanın ötesine geçmeye çabalıyoruz acizliğimizle. Saatler geçtikçe seslerini duyamadıklarımızın sayısı artıyor, artık onların dudakları gerçek bir aleme tebessüm ediyor.

Bugün bir arkadaşımla ahvalimiz hakkında konuşurken dedi ki:

“O insanları, duruşlarını mücadelelerini gördükçe umutsuz olmaya utanıyorum”

İtiraf etmek gerekirse ben de utanıyorum.

Kardeşlerimin dertlerini dünyaya anlatmaya soyunmayı bırak sokakta karşılaşacağım birinin derdinden tutamayacak vasat İngilizcemden utanıyorum.

Onların derdini anlatmayı bırak fırsat olsa yanlarına oturup çöksem kelimelerini anlayamayacak olmaktan utanıyorum.

Yarına ertelediğim sorumluluklarımdan, atalete tembelliğe bu kadar kolay yenik düşmemden, gün geçtikçe artan sayısız nimetin içinde yitip giden dakikalarımdan utanıyorum.

Gördüklerimin, duyduklarımın, bildiklerimin kamçılamaya yetmediği azmimden utanıyorum.

Dünyaya sığ bir pencereden bakıp etkisi kalıplaşmış düşüncelerimizi aşacak ihlaslı ve kuvvetli adımlar atamadığım için utanıyorum.

Birkaç gündür haberleri okuyorum ne yapılabilir dedikçe bu utançlarıma bakıyorum. İsrail’in yaptığı zulmü gördükçe, Batı’nın tek tek kendi çıkarına oluşturduğu putları yıkışını izledikçe utancım artıyor, nefesim kesiliyor. Kardeşlerimin oradaki direnişiyle umut buluyorum.

Siz de fark ediyor musunuz?  Baktığım her fotoğrafta, izlediğim videolarda, dinlediğim hikayelerde bulduğumuz her fırsatta yakındığımız çağdan sıyrılabilenleri görüyorum. Bizden apayrı bir alemde var olmuş gibiler. Bir emaneti omuzlamış, onurluca taşıyorlar. Çok farklı bir dünyaya gözlerini açıyor, zulmün içinde vakitlice neşeyi yakalıyor, yenilgi yenilgi büyüyen bir umudu yaşıyorlar.

Düşündükçe aynı yere varıyorum sonra; sesimiz kuvvetli çıkmalı. Sükunetimiz dahi heybet verebilmeli.

Evet, “Türkiye güçlü olmalı”. Bu söylemi hamasetle, slogan halinde, çok iyi bir noktada olduğumuz için söylemiyorum. Eksiklerimiz çok, hatalarımız saymakla bitmez. Aczimizi iliklerime kadar hissediyorum lakin tarihten yüklendiğimiz sorumluluğun bu olduğu kanaatindeyim. Bizim imtihanımız da burada başlıyor.

Başta kendime olmak üzere soruyorum, bu imtihanın neresindeyiz?

Bir noktadan tutarak sorgulamaya başlayalım.

Kudüs’ü ne kadar tanıyoruz, tanımaya ne kadar gayret ediyoruz? Tanıdık diyelim bu tanışıklığı hangi noktaya taşıyoruz? Ortalıkta dolaşan kitap listelerinden kaç tanesini edinmeye gayret ettik? Diyelim edindik, iki kitaba mı sıkıştırıyoruz yılların birikimi, çabasıyla şekillenmiş bir zulmü? Siz de ben de çok iyi biliyoruz ki iki kitap değil on kitap okusak, sayıları taçlandırsak kelimeleri aksiyona dökmedikçe bir noktaya varamayacağız. Bu vesileyle eyleme dökmediğimiz bilginin ne hükmünde olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim. “Koca koca kitaplar taşıyan merkep.”*

Yalnızca bu konuya has olmamak üzere, herhangi bir olguya dair düşüncelerimiz bizde sadece karşıt bir görüş gelince tepki koymak açısından var olmuşsa kuru safsata ve tartışmadan öteye pek de geçebileceğimizi düşünmüyorum. Bir nebze açmak gerekirse İsrail’in askerlerinin attığı adımların ritmine uygun hamlelerimiz varsa yerimizde sayacağız. Ki ne yazık ki gerçekten sadece Aksa’ ya baskınlar düzenlenip Gazze’ye füzeler atıldığında konuşuyorsak bu zulmü, geçmiş olsun.Oldukça geride kalmışız demektir.

Konuyu gündemimize nasıl taşıdığımız, tepkilerimizi ne şekilde verdiğimiz ve bu süreci ne şekilde yürüttüğümüz , tartışmamız ,yoluna sokmamız gereken apayrı bir mevzu. Ümmet olarak en büyük sıkıntımız bölünüp parçalanmamız. Hepimiz okuyoruz, biliyoruz, bir şekilde dile getiriyoruz o muazzam komutan Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü fethetmeden İslam birliğini sağlamıştı. Bu bilgiden çıkaracağımız derse sadece günümüzdeki İslam devletleri hususunda bakmayalım. Devlet reisi olmadığımız bu sebeple tasavvur ettiğimiz kadar büyük hamleler yapamayacağımız aşikar.Konuya kendi dairemizden yaklaşırsak biz bu birliğin neresindeyiz? Neden en ufak bir olayda birlik olup hareketlerimize kuvvet katacağımıza parçalanıp dağılan kuvvetlerimizi birleştirmekle oyalanıyoruz? Kardeşimizin attığı adımları küçük görüp eleştirirken, yeri geldiğinde abartı görüp söylediği cümlelerin arkasında niyet okumasıyla kusur ararken nasıl bir İslam birliğini tasavvur ediyoruz? Varsın yapan yanlışını yapsın, yapalım. Nasıl bir samimiyetsizliktir ki birbirimizi uyarmakta hatalarımızı düzeltmek noktasında acizlik gösteriyoruz? Daha yakından ve gerçekçi bir açıdan bakalım, itiraf edemesek de yaptığımız her hareketi mutlak doğru sayacak, bize söylenen her eleştiriyi yargılayıp alınacak bir kibri ne ara büyüttük?

Birlikte konuşacağımız, tartışacağımız, rayına sokacağımız çok şey var. Ümitsizliğe yeltenmekten utanıp niyetlenip adım atmamız gereken noktadayız. Tek başımıza yapamayız. Ben de yapamam, sen de yapamazsın. Çok güçsüzüz. Dağların eteğinden başlayıp zirvesine kadar her zerresine usul usul yağacağız. Vakti gelince de en ufak yankıyla çığ olacağız.

Yapmamız gereken belli biliyorsunuz. Birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edip Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım.Vesselam.

*Cuma Suresi,5.Ayet.

Hamaset (TDK) :Dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir