HER DEM YENİ DOĞARIZ, BİZDEN KİM USANASI!

HER DEM YENİ DOĞARIZ, BİZDEN KİM USANASI!

Karanlık… İmsak vaktine yarım saat var daha, evden çıktım yürüyorum yine. Hep bu saatlerde bu yoldayken hayatı tekrar sorgulamak geçer aklımdan. Ha bir de bol bol Nas ve Felak Suresi okumak. Zira köpekler havlarsa onlara Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin adını anmayı planlıyorum, ama yine de korkuyor işte insan. Hazretin adını anarsam susmayacaklarından değil de, “Sen kim köpek, hazretin adını anıyorsun!” diye sinirlenmelerinden korkuyorum belki de. Bu liyakatsizlikten, bu hamlıktan, toyluktan korkuyorum. Yürüyorum yine de… Üstgeçitten geçiyorum asansörü kullanarak, bir de asansör bozulursa mavi masa bu saatte çalışıyor mu diye geçiyor aklımdan. Yürümeye ve korkmaya devam ediyorum.
Sonunda varıyorum hastaneye ve o duayı ediyorum: “Allahım senin rızan için Ümmet-i Muhammed’in hanımlarına yardım etmeye gidiyorum, bunu bana kolaylaştır ve benden kabul buyur.” amin. Yazarken de amin demeden geçemem bu duayı. O kolaylaştırdıktan sonra kim zorlaştırabilir ki?
Ve yeni bir gün yeni bir macera başlıyor hastanede. Çömezliğin verdiği henüz her şeyi anlamasan da yaparak anlamanın ve öğrenmenin zorluğu ile rahmeti bir arada. Her şeyi anlamak ve öğrenmek mümkün değil tabi hiçbir zaman. İnsan bu, anlayamazsınız:) Hepsi ayrı bir dünya, halife adayı. Hastalık yoktur hasta vardır dediler ya hep. Bir ek yapmak istiyorum buna: “İnsan vardır.” diye. Zira herkese hasta demek gelmiyor içimden, ne kadar aşinalaşsa da dilimiz. İnsan vardır. Tabi insan olmak için de belli şartlar var, sultan olmak için de. En yüksek dereceye çıkmak da aşağıların aşağısına inmek de elinde kişinin. İnsan vardır, olabilene…
Koşturuyorum sabahtan akşama, akşamdan sabaha, sağdan sola, soldan sağa koşturuyorum. Niyeti sağlam tutmak lazım, yoksa hep boşa koşturuyorum. Dargınlıklar, kırgınlıklar, yorgunluklar birikiyor; sabır azalırsa diye, uslu bir çocuk olamazsam diye, kaş yaparken göz çıkarırsam diye korkuyorum yine. Ee ne demişler çömezler korka korka:) O sırada bir hastam şöyle sesleniyor: “ Bal doktorum, …” gülümsüyorum, soruya cevap veriyorum, seviniyorum içten içe. Teşekkür beklemek değil de, niyeti hatırlattığı için belki de. Sonra bir doğum alıyorum, Allahü Teala’nın bir candan bir can vermesi hadisesine şahit oluyorum. Kesiyorum kordonu veriyorum ebe hanıma: “Bismillahirrahmanirrahim.” Hayırlı bir iş sonuçta. Ve “Bismillah her hayrın başıdır.” Kurulayıp muayene edip veriyorlar anne kucağına. Birçoğunda şaşkınlık “bu benim bebeğim mi?” dercesine, bir kısmında doğumun verdiği ağrı hissi, bir kısmında sabiyle sınırsız konuşma çabası: “Hoş geldin, annecim, çok beklettin bizi…” ama en sevdiğim tepki kesinlikle ağlamak oluyor. Çok içten ve bizden bir tepki. Ben de çaktırmadan döküyorum yaş bir iki tane. Sonra devam ediyorum muayeneme, işime. “Haydi Allah bağışlasın, hayırlı bir evlat olur inşallah.” deyip çıkarken oradan şu duaya muhatap oluyorum ekseriyetle “Allah razı olsun, size de çok zahmet verdim, Allah size de nasip etsin” amin demeden geçemeyeceğim yine:)
Bazen vakit oluyor sabiyi sevebileceğim kadar, ee bir hukukumuz var sonuçta. Biraz mıncırıyorum, hayret ediyorum bu elli santimlik buruşuk vatandaşın bir gün bir seksen olabileceğine, belki bir öğretmen, bir mühendis, bir anne, bir baba, bir Allah dostu olabileceğine… Halife adayımız teşrif ediyor fani dünyaya, başarılar diliyorum kendisine.
Ve her yenidoğanı doğum esnasında uyluk kemiğinden yakaladığımda şunu düşünüyorum. Yarın Rasulullah aleyhisselatü vesselamın Ümmetinin çokluğuyla övüneceği günde belki bir şefaat hakkı doğar doğumlarına vesile olduk diye bizim üzerimize de. Amelimizden daha hayırlı olan niyetimizi düzelterek nail olabiliriz tabi bu şefaate. O zaman her neyi yaparsak Allah için yapmaya niyet ederek Bismillah.
“Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası!”

1 Comment

  1. Gözü yaşlı okudum. Yüreğinize sağlık ve tus hocası sanki benim metni bitirmemi beklemişçesine geç kalarak derse başlar..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir