GÖNÜL MESAFESİ

GÖNÜL MESAFESİ

Canı çekmek diye bir deyim var dilimizde, genelde çocuklarının yolda abur cubur yemesini istemeyen annelerce şu şekilde kullanılır: “Aman yavrum kardeşinin canı çeker.”
Peki neydi canı çekmek? Bir şeyi istemek, istek duymak, arzulamak şeklinde geçiyor sözlükte; bir deyim. Peki can neydi, şu her şeyi çeken şey? Sözlükte birçok anlamı var “can”ın: yaşama, hayat, güç, dirilik, kişi, birey, insanın kendi varlığı, özü, çok içten, sevimli, sevilen, şirin… Birçok tarikatte kardeş anlamında kullanılmakla beraber aynı zamanda gönül demek. Karacaoğlan şiirinde “Çirkin bana kurban, ben de güzele / Can sever güzeli, maldan ziyade” de olduğu gibi.
Böyle çekici bir şey olan bu can şuan neler çekiyor? Malum evdeyiz, birçoğumuz, bir süredir. Neler çekmiyor ki?..
Misal şuan yağmur sonrası temizlenmiş, mis gibi içimize çekeceğimiz berrak bir hava çekiyor benimki. Kaldırımlar ıslak, toprak zeminde çamur, şeş kaza girdiğin çukurdan ayakkabın pislenmiş hafif ama yüzünde bir tebessüm, o çamurdan köfte yaptığın çocukluk günlerini hatırlayarak ve berrak havayı içine çekerek yürüyorsun sokakta. Ne hoş! Ya hava çeker mi insanın canı? Çekiyor işte…
Su da çekiyor ya! Şöyle dağlara dağlara çıkmışsın ailenle, arabayı park edip kaynağa yakın bir gölgeye, basmışsın yeşil çimlere. Akıp giden suya, o her şeyi temizleyen suya dokunmuş, sonra bir avuç sonra bir avuç daha içmişsin, kana kana… Su da çekiyor insanın canı ya.
Ya aile… Dağlara çıkabildiğin o aileyi görememek ne de zormuş. Bir kardeş, bir baba, bir anne, bir yar, bir dost yüzü görememek… Çok zormuş. En zoru da buymuş belki. Görüşemeyen yüzler, musafahalaşamayan eller, sarılamayan kollar, bu mesafe işte sosyal dedikleri… En zoru da buymuş belki. İnsanın canı bir dost yüzü görmek çekiyor. “Sağ u solum gözler idim/Dost yüzünü görsem deyu/ Ben taşrada arar idim/ Ol can içinde can imiş” buyurmuş Niyazi Mısri Hazretleri. Ol can içinde can imiş meğer, o zaman “gönül” mesafesi vermeye Mevla… Sosyal mesafeye de amenna…
Gönül mesafesi uzunluğu, gözden ırak olmakla da ilintili biraz. Ama başka bir şey. Birbirini seven, birbirine değer veren kişilerin birbirini anlamak için söze, göze, ele ihtiyacı yok zira: “Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez.”. Kişilerin arasında su gibi akıp giden sevgiye bir mesafe biçmek ne mümkün! Sevenlerin kalp ritimleri şaşmadığı sürece iki gönlün arasına girip ölçmek ne mümkün!
Gönül, mekanı aşk, sevilenin yurdu ve en mühimi nazargahı İlahi. “Gönül Çalab’ın tahtı/ Çalab gönüle baktı/ İki cihan bedbahtı/ Kim gönül yıkar ise” demiş Yunus Emre Hazretleri. Kudsi hadiste Rabbimizin: “Ben semavata ve zemine sığmadım, ama bir müminin kalbine sığdım.” buyurduğu yer. Mahzun halinin arşı titrettiği, coşkun halinin dağları deldiği, yağmur olup yağdığı, yeller olup estiği, nehir olup taştığı ve denize ulaştığı yer. Fani ve baki sevgilerin, mecazi ve hakiki sevgililerin anavatanı gönül. Sevmek bir hayli irade dışı gibi görünse de sevileni seçmekte her gönül hür.
Tüm sevilmiş ve sevenlerin önce sevdiklerini, sonra sevgilerini gözden geçirecekleri, sevgiye özlemi ekleyecekleri ve vuslatı bekleyecekleri günlerdeyiz. Herkese kolaylıklar ve başarılar diliyorum 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir