Gece Kuruntusu

Gece Kuruntusu

Uzun bir soluk aldım. Bu tür hareketler ciğerlerimizi güzelce doldurur. Kişisel gelişim kitaplarında böyle hareketlere kıymet verirler.” Derin derin al ver, bir burun kanadını kapat sonra diğerini aç. Nefesini tutarken üç kez zıpla, halatla tır çek, maraton koş ve bırakmadan yeni bir nefes al. Temponu kaybetme.”

Malum birlikte yaşıyoruz, bir tavsiyelerine uyalım dedik. Şişirerek kıymetlendirdiğimiz ciğerleri söndürmeyelim diye bir süre nefesimizi tuttuk. Bırakma telaşına düştük sonra. Nasıl yapsak? İlham dediğimiz, dediğiniz şey bence öyle birden gelmiyor. Hani anlatıyorlar ya ballandırarak yetenekmişçesine, bende olmuyor öyle bir şey. Acıktığımız zaman yemek sepetine tıklamadan, iki sokak ötedeki restauranta yürümeden, ocağın altını açmadan çatala takamayacağımız yemek gibi. Çağırmak gerekiyor, nazlamak biraz. Günlerce düşünmek düşünmek düşünmek… Sonra biriken fikir kümeleri beynin en hassas noktasında delik açıyor ve yazıyoruz. Bu delik nedir? Fikirlerin kuvvetiyle orantılı çapı olan bir daire midir, kardeşim napıyorsun iyice saçmaladın diye iç sesin aklı terk etmek adına atladığı pencere midir? Duruma göre değişir. Zaten her şey değişir. Değişmeyen tek şey biz insanoğlunun değişimi kabullenemeyişidir.

Size bir penceremi bırakayım. Tam olarak bu noktada kendimi boşluğa bıraktım. O neymiş ya diye iç geçirerek rahatladım. Tavsiye ederim. Olay defterimin satırları arasında gezinirken gerçekleşti. “İnsanların harflerinin arasına sıkışan kibir “ diye bir cümle kurmuşum. Yanılmışım, değiştiriyorum.

“İnsanlara gayet ulu orta bu cümleleri kurdurabilen kibir. “

Evet. Tanımlama tam olarak bu. En azından şimdilik, bu cepheden gelen ışık miktarınca.
Biliyorsunuz, “Kalbinde zerre kadar” minvalinde bir ağırlığın yansımasını ölçecek kudrette ve
yücelikte değilim. O’nun yüce mizanında kalplerimiz bu değerle tartılmasın diye dua ederim. Lakin, insanız. Hayatımızı kolaylaştırmak adına icat edilen ölçü birimlerini başkalarının hayatlarını berbat etmek, zihinlerini kirletmek, bakış açılarını körleştirmek için de kullanabiliyoruz. Alet olarak dilimizle ölçebildiğimiz bu kalbe yük birimin kullanımı çok kolay. Bulduğumuz ilk kusuru tamamlayabileceğimiz, uzay boşluğundan görünebilen, yer çekiminin olmadığı ortamda dahi dibe batabilecek türden. Kelimelerle oluşturduğumuz karesini alınca insanı gözyaşlarına sürükleyebilecek uzunluk desen değil, ağırlık desen değil çirkinlik birimlerinden biri. İlginçtir diğer birimler gibi sabit değil.
Mesela kilogramın aksine kullanan biz olduğumuzda zorlanmayız. Öyle her cümlemizde dikkatimizi çekmez. Ama ne zaman başkasının diline yerleşir, o zaman ölçesimiz tutar. “Dilinin de kemiği yok. İnsanların ağzı torba değil ki büzelim.” Seç, beğen, durumuna göre kullan. Ne âlâ!

Bakın mesela az önce kusur dedim. Gerçek sahibinin vermemesini lütuf bilen bir bakışa yetemedi gözüm her şey olmalıymışçasına yokluk saydığıma kusur dedim. Böyle böyle sineme yerleştirdim. Kendimde farkedince bir de benim lügatimde geçen kibri sizle de paylaşayım istedim.

Sanılanın aksine yazmak bir hayli zor oldu. Hooop lavanta, napıyorsun be kızım. Böyle cımbızla kelime mi seçilir, kendine yapma bunu iki kelam edemez olursun diye diye kendimi yedim. Sonra onca akraba meclisleri, haber bültenleri, whatsapp sohbetleri, arkadaş grupları derken iki kelam da edimeyiver bir şey olmaz üç güne kalmaz bunu da unutursun dedim. Demeyi bir türlü bitirip de eyleme geçemedim. Vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir