BENİM PENCEREM

BENİM PENCEREM

Yazı… Bu dünyada yaşayıp gördüğüme, tecrübe ettiğime, tefekkür ettiğime dair bir kanıt… Toprakla baş başa kalmadan önce sevdiklerime bırakmak istediğim bir ses, bir nefes… Beni tanıyanların kulaklarında duyuluyordur şimdi sesim. En çok arzu ettiğim bu, sizinle sohbet etmek… Anlatmak derdimi, hüznümü, neşemi… Başlayalım mı?

Bugüne kadar yazılanlar yetmiyor muydu bize? Her şeyin bahsi en ince ayrıntısına kadar işlenmemiş miydi? Aşkın, merhametin, dinin, ümidin, korkunun, kederin… Neden bir de biz yazmak istiyorduk aynı bahisleri? Neden bir de bizim penceremizden görülsün, duyulsun, hissedilsin istiyorduk? Çünkü bir tane daha yoktu bizden. Bir tane daha benim aileme, benim arkadaşlarıma, dostlarıma, benim evime, eşyalarıma, benim sırlarıma sahip olan yoktu. Her ne varsa yaratılan, benim penceremden gören yoktu. Sevgi bana farklı görünüyordu, aile bende başka anlamlar ifade ediyordu. Benim şahit olduğum başkaydı, tekti, biricikti. Sizin de öyle… Bu yüzden yazıyorum, bu yüzden yazıyorsun, yazıyoruz… Peki, benim dünyama, şahitliğime tanık olmak ister misiniz?

Ne kadar çok insanla tanışırsanız o kadar tecrübe edinirsiniz. Ben de göreve yeni başlamış bir hekimim. Tahmin ettiğiniz gibi uzun bir öğrencilik sürecim oldu. Tıp hayatımın ilk yıllarında daha çok yaşıtlarımla tanıştım. Farklı hayatlara, kültürlere şahit oldum. Farklı yörelerden insanlar tanıdım. Kimisinin ekmeğinden yedim, kimisinin çorbasından içtim. Kimisini sadece uzaktan gözlemledim. Stajyerlikle beraber hastaneye adımımı attım. Hastane dünyanın minyatürü gibidir, her türden insanı bir binanın içinde toplanmış görürsünüz. Türkiye’nin sağlık politikalarını yürüten onlarca profesöründen en eğitimsiz insanına, zengininden fakirine, havasından avamına, dindarından inançsızına, yaşlısından gencine, hastasından sağlıklısına, gaddarından yumuşak huylusuna herkes aynı binadadır. Tıp eğitimimin son üç yılı bu hayatlara ve daha fazlasına şahit olarak geçti. Eğitimim bitip göreve başladığımda günde yüzlerce hasta ve hasta yakınıyla yüz yüze geldim. Dertlerini dinleyip çözüm aramaya çalıştım. Şimdilerde ise servis kısmıyla ilgileniyorum, yatan hastalara bakıyorum. Hastalar ve hasta yakınları… Her bir odada türlü türlü yaşanmışlıklar, daha önce duymadığımız acılar, karşılaşmadığımız olgunluklar…

Şahit olduğum her insan bir şey öğretiyor bana. Hayatımın bilinmez bir yüzüne ışık tutuyor. Çoğu zaman kendimi bir tasavvuf okulunda gibi hissediyorum. Nasıl olmam gerektiği öğretiliyor. Ne yaparsam nasıl bir insan olurum perde perde oynuyor bazen gözlerimin önünde bazen düşüncelerimde… Pek çok doğru ile beraber yanlışlar da gösteriliyor. Yanlışlar da size doğruyu öğretiyor. En çok da yanlışlardan öğreniyorsunuz zaten. Lokman Hekim’e “Edebi kimden öğrendin?” diye sormuşlar. Cevaben “Edepsizlerden öğrendim. Şöyle ki onlar insanların hoşuna gitmeyecek bir şey yaptıklarında ben onlar gibi yapmamaya çalıştım.” buyurmuşlar. Hekimlik de hem kendimizdeki hem de çevremizdeki doğru ve yanlışları görmede büyük bir fırsat. Bana da bu fırsatı bahşettiği için Allah’a sonsuz şükürler olsun. Allah bizleri doğruyu yanlıştan ayırt edebilen ferasetli kullarından ve doğruyu uygulayabilen saliha kullarından eylesin.

Velhasılıkelam; sizlerle bu yaşantımdan edindiğim tecrübeleri, hissettiğim duyguları, mutluluklarımı, hüzünlerimi paylaşmak istiyorum. Bir sonraki yazıda buluşmak ümidiyle…

Allah’a emanet olun.

Menekşe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir