Aylin Hanım

Aylin Hanım

İkindi güneşi, havada taze kar kokusu. Anılardan oyası yapılmış tahta masaya çarpan bir ışık odayı aydınlatmış, açık pencereden insanı önce sarsan sonra sımsıkı kucaklayan bir rüzgar esiyor. Perdeler şiir okuyorlar bu esinti eşliğinde. Evet benim de içime bir üşüme geldi ancak şiiri yarım bırakmak olmaz. Cam açık kalsın. Masanın hemen karşısında eski bir koltuk. Erkan Bey oturmuş, tuvale bakıyor. 50 bilemedin 60’lı yaşlarda olmalı Erkan Bey. Yorgun bakışları tuvale mühürlenmiş. Tuvalde bir deniz, hemen yanı başında pembe mor sümbüllerle döşenmiş bir yalı. Erkan Bey’in aklına kim sokmuş dersiniz bu darbeleri? Yalıdan içeri adımınızı attığınızda sümbül kokularına karışmış bir ses daha buluyor sizi. Yakalayıveriyorsunuz sırrı tam o an. Denizden çıkıp adımlayan Aylin Hanım. Bu yalı onun kalemi. Kapısını açar açmaz sarıyor sizi şalının kokusu. Pencereden Aylin’in sesi… Az ilerideki çocukları çağırıyor, kahyaya sesleniyor ardından. “Bir sofra kurun misafirler gelecek!” diyor Aylin Hanım şimdi. Zilin sesiyle kapıya yöneliyor Erkan Bey, merdivenlerden aşağı iniyor. -Buyrun? -Serginiz için gelmiştim ancak? Erkan Bey tok sesiyle cevap veriyor: -Yarın başlayacaktır, yine beklerim. Bu kısa diyalogun ardından kapıyı kapatıyor. Çayın kokusu geç kaldın haberini salıyor olacak ki bardağını doldurmak için yukarı çıkıyor. Usulca yerine geçiyor sonra. Masanın üstündeki kirli palete bakıyor ve yeniden tuvale çeviriyor gözlerini. Kirpiklerine Aylin Hanım oturuyor. Aylin Hanım’ın gölgesi şimdi, Erkan Bey’in gözlerindeki. Bir ölünün hasreti de bu tuvalin marifeti. Ömrümü insanlığı ve evreni tanıyarak geçirmek isterdim. Çölleri, çorak toprakları ve oranın kasvetindeki cazibeyi görmeli, bir sahranın merhametinde tefekkür edebilmeliydim ardından. Bağırışlarımı, kavgalarımı haykırmalıydım sonra bir şelalenin dibinde. İnsan kalabalıklarından geçmeliydim. Bütün hislerimi toprağa nakşetmeliydim. Hindistan’da Budist, Filistin’de Yahudi veya Amerika’da siyahi olmalıydım belki de. Bunu yapabilecek kudretim yok. Zamanım ve paramın da olmayacağını biliyorum. Ve biliyorum ki tek bilen ben değilim. Erkan Bey de biliyordu. Yolunu değiştirdi bu yüzden. Alemde insanı değil, bir insanda alemi tanıdı. Aylin suydu bazen, fırtına oldu kızınca. Savaşları atlattılar, yıkıldılar, yeniden kuruldular. Gezmekten yorulursun ya, işte öyle bir şey oldu ve Aylin’i göremedi kimi zaman Erkan Bey. Çevirdi ensesini; faturaları gördü, işleri gördü, sitemleri duydu. Koşuşturdu, durmadan yarınları aradı. Aylin’in yokluğuyla da varlığı kavrıyor şimdi Erkan Bey. Varlığın yokluğu kapı aralıyor öze. Bu kısa sohbetin ardından gecenin soğuğu vuruyor saati. Erkan Bey pencereleri kapatıyor. Tuvali alt kata taşıyor. Güzelce bir örtü seriyor üstüne. Ve sabahın ilk ışıklarıyla açılıyor serginin kapısı. Çocuklar dolaşıyor ve bozuyor sessizliği. İnsan papuçları selam veriyor Erkan Bey’e. Tuvale meftun olanlar var. Kimisi ailesiyle çay içiyor bahçede kimisi bir ağacın altında gölgeleniyor. Önüne geçip kaş göz kıvıranlar olmaz mı? Diğer eserleriyle kıyaslayanlar, yılların emeğine bakışlarıyla değer biçenler… Erkan Bey köşede, iki kolunu göğsünde bağlamış yüzünde hafif bir tebessüm. Bakışları hep tuvalde. Aylin Hanım’ın bu kalabalığa mahcubiyetini seyrediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir